Bıçaksız Ameliyat: Oruç

UZUN SÜRE AÇ KALMANIN MUCİZESİ

Orucun (uzun süre aç kalmanın); kök hücrelerini canlandırdığı, bağışıklık baskılanmasını (İMMÜNOSÜPRESYONU) tersine çevirdiği kanıtlandı!

Bu bir bilimsel araştırma haberinin çevirisidir. Özellikle ana akım görüşlere karşı görüşler dikkatimizi çekiyor ve paylaşıyoruz. Ancak bu haberde söylenenlerin Sağlıklı Yaşıyoruz önerileri olarak algılanmaması gerekir. Bizim deneyimlerimiz sık yemeyerek günde 2 öğün beslenmenin sağlık için yararlı olduğuna dairdir ve bu da intermittent fasting denilen bir nevi oruç olarak telakki edilmektedir. Şimdi bu haberi birlikte okuyalım.

“Kendini sürekli yenileyen, yaşam dolu bir bağışıklık sistemini sürekli kılabilmenin; yılda iki kez, birkaç gün yemek yememekten geçtiğini söylesek ne dersiniz?

Los Angeles’ta bulunan, Güney Kaliforniya Üniversitesindeki bilim insanları; düzenli ve uzun süreli oruçların ( iki ile dört gün hiçbir şey yememe ), özellikle bağışıklık sistemi tehlikede olan kişilerde, sadece bağışıklık sistemini korumakla kalmayıp aynı zamanda, bağışıklık sisteminin yenilenmesini de sağladığını söylüyor.

Profesör Valter Longo, orucun fareler ve insanlar üzerindeki etkisine bakmış, memeliler oruç tuttuğunda, beyaz kan hücrelerinin azaldığını gözlemlemiştir. Sonuçta deneklerin vücutları eski bağışıklık hücrelerini yok etmiş, yerine yenilerini yapmıştır.

Profesör Longo diyor ki; ” Açlıkta sistem enerjisini korumaya çalışır ve bunu yapabilmek için, ihtiyacı olmayan bağışıklık hücrelerini özellikle hasar görmüş olanlarını yok eder.”
Periyodik olarak tutulan oruç, aşılardan ileri gelenler dahil, bağışıklık sistemi hastalıklarını düzeltebilir.

Görünüşe göre, uzun süreli oruç, vücudu glikoz, yağ ve keton depolarını da kullanmaya zorlar. Bunu bağışıklık sisteminin tamemen yenilendiği bir çeşit detoks olarak düşünebiliriz.

Uzun süreli orucun, kök hücrelerinin yenilenmesini ve uzun ömürlü olmalarını sağladığı kanıtlanmıştır. Aynı zamanda; kanser riskini artıran ve yaşlanmayla bağlantısı olan bir büyüme hormonunu da azaltmaya yardımcı olur.

Oruç sayesinde ortaya çıkan PKA enzimi, kök hücrelere çoğalma ve tüm sistemi yenileme iznini verir. Ve oruç boyunca vücut sağlıksız, yaşlı ve faydasız kısımlarından kurtulur. Yani; eğer bağışıklık sisteminiz kemoterapi ya da yaşlanmaya bağlı ağır hasar görmüş ise, düzenli tutulan oruç tamamen yenilenmiş bir bağışıklık sistemi oluşturabilir. ”

Oruç yaşam enerjisini gıdaların hazmına harcanmasından korur, böylelikle yaşam enerjisi hastalıklı yapıların ve toksinlerin giderilmeside kulanılır.
Orucun bir diğer faydası da psikolojik dinlenmenin sağlanmasındadır. Sindirim sistemi, salgı bezleri sistemi, kan dolaşımı sistemi, solunum sistemi ve sinir sistemi bir dinlenme sürecine girer. Oruçlu kimsenin orucu sırasındaki durgunluk sanıldığı gibi değildir. Onun durgunluğu hücrelerin bakımı ve yenilenme işleminin gerçekleştirilmesidir.
Prof. Dr. Herbert Shelton (Amerika)

Prof Dr. Hellmut Lützner / Bıçaksız Ameliyat: Oruç

Hiç bilmediğimiz bir şey hakkında konuşmamalı ve yazmamalıyız. Ben de oruç konusunda bir yazı yazabilmek için, yak­laşık 1 ay boyunca oruç tuttum.
Yazımın başında hemen belirtmeliyim ki oruç, İslâm Ülke­lerinin dışında da hızla yayılıyor. Bu konuda birçok kişi araş­tırma yaparken, hastalıkların önlenmesi için orucu tavsiye eden mütehassıs doktorların sayısı her geçen gün artıyor.
Şu anda Batı Almanya’daki 29 klinikte, oruç ile tedavi yapılıyor. Ve oruç, hemen hemen her hastalığı tedavi ettiği gi­bi, fazla kiloların da sağlıklı bir şekilde atılmasını sağlıyor. Oruç Mütehassısı olarak bilinen Dr. Hellmut Lützner’e göre oruç, vücudun senelerce depo ettiği zehirleri ve pislikleri dı­şarıya atmanın en tabiî yoludur.
Ben, bu yazıyı kaleme almadan önce birincisinde 10 gün, ikincisinde ise 25 gün boyunca oruç tuttum ve yaptığım araş­tırmalarda şu sonuçları elde ettim:
1- Oruç tutan kişi açlık hissetmiyor.
2- Oruç, vücudun ve düşüncenin hassasiyetini artırıyor.
3- Oruç, insanın formunda kalmasına, herhangi bir mâni teşkil etmiyor.
Oruç tutarken, sadece fazla kiloları atmak düşüncesinden hareket etmeyerek, orucun manevî te’sirlerini araştırmak iste­dim. Zira yeme ve içmenin, insanın bedeni ile birlikte ruhu­na da te’sir ettiğini biliyor ve bunlardan sakınmakla, zihin ve ruhun berraklaşacağına inanıyordum.
Oruç, insanlık tarihi kadar eskilere dayanır ve bütün canlı­larda, ortak bir özellik olarak göze çarpar. Haftalarca veya ay­larca oruç tutmak, tabiattaki birçok canlının hayatında her sene görülmektedir. Ve oruç tutma istidadı olmaksızın canlıların sağ kalması mümkün değildir.
Bugün birçok gelişmiş ülke, bolluk içinde yaşıyor. Fakat bu bolluğa alışmış olmaları yüzünden de artık hiçbir zorluğa cesa­ret edemiyorlar. Bu ülkelerde aşırı beslenmeden doğan hasta­lıklar, bir çığ gibi artarak yayılıyor.
Her milletin, kendine has bir yemek listesi bulunur. Ve aile­ce hep beraber yemek yeme, aile fertlerinin birbirine olan bağlılık duygularını geliştirir. Hattâ iş icabı olarak birbirini daha iyi tanımak isteyenlerin yaptıkları ilk iş, bir restoranda buluş­maktır. İşte bu “belirli vakitlerde aynı yemekleri paylaşma hâdisesinin” güçlendirdiği sevgi ve saygı duygularını, acaba oruçtan daha iyi hangi şey sağlayabilir?
“Dinî bayramların mânevi havasını tatmak için, oruç tutarak hazırlanmak şarttır” diyen Münihli Psikolog Jürgen Von Schedît, sözlerine şöyle devam ediyor:
“Oruç, gelenek olmaktan çıkınca, içindeki gizli kıymet­ler de yok oluyor. Diğer bir ifade ile insan maddiyata fazla dalınca, maneviyatın kokusunu bile alamıyor.”
Herkesin bilmesi gereken bir başka oruç da, hastalanan bü­tün canlıların insiyaki olarak tuttukları oruçtur. Sıhhatini kay­beden canlılar, yeme ve içmeyi terk ederler. Bunun açıklaması şudur: Tehlikeye mâruz kalan vücut, hazım ile uğraşmayı istemez. Çünkü bu hâdise ile canlının aldığı gıda enerjisinin üçte biri harcanır. Bu sebeple vücut gerekli enerjiyi almayı ter­cih eder ve bütün gücünü, hastalığa karşı savunmaya yöneltir.
Orucun unutulan kıymetlerini Batı Dünyasına tekrar anlatmakta büyük payı olan Dr. Otto Buchinger (1882-1970) “Şifalı Oruç” adındaki kitabında, bizzat kendisinin bü­yük bir hastalık neticesinde oruca başladığını yazmaktadır. Tehlikeli bir mafsal romatizmasına yakalanan Buchinger, has­talığın arttığını, kaslarının eriyerek karaciğerinin büyüdüğünü ve safra kesesinin tekrar tekrar iltihaplandığını görünce oruç tutmaya başlamıştır. Buchinger, Alman oruç uzmanlarının en tecrübelisi sayılan Gustav Riedl’in kontrolünde oruç tutmuş ve tamamıyla iyileşerek sıhhatine kavuşmuştur.
Dr. Buchinger, on binlerce hasta üzerinde yapmış olduğu araştırmalarını şu cümleyle özetler: “Tansiyon düşüklüğü gibi istisnalar hariç, hiçbir hastalık yoktur ki, orucun faydası ol­masın veya tamamıyla iyileştirmesin! Oruç, bıçağa gerek duyulmayan bir ameliyattır.”
Ben, tutmuş olduğum oruç neticesinde, zihin ve ruhumda şu tespitleri yapabildim:
* Oruç sırasında, daha iyi bir konsantrasyon (düşünceleri bir noktada toplama kabiliyeti) sağladım.
* Vücudumla birlikte düşünce ve his dünyamda, büyük bir hassasiyet elde ettim.
* Günlük streslerimin (gerginliklerimin) azaldığına şahit ol­dum.
* Yürüme ve bisiklete binme gibi bazı sporlarda, vücut dayanıklığının arttığını fark ettim.
Oruç mütehassısı Dr. Lützner de, eski 10 bin metre koşu­cularından 54 yaşındaki bir sporcunun en iyi derecelerini, 49. oruç gününde elde ettiğini belirtmiştir.
Oruç mütehassıslarından biri olan, bayan Dr. Helga Bühler, “açlık grevi” ile “oruç” arasındaki farkı şöyle belirtmek­tedir:
“İkisinin arasındaki tek fark, insanın niyetidir. Oruç, pozitif ve istekli bir harekettir. Açlık grevi ise, öfke ve gazaptan kaynaklanır. Bilindiği gibi öfke ve sinirlilik hâlleri mide asidi üretmekte, mide asidi ise acıkmaya sebep olmak­tadır. Dolayısıyla oruçlu kişi açlık hissetmezken, diğeri bü­yük bir açlıkla karşı karşıyadır.”
Oruçlu bir insan, yemek yeme telaşesinden kurtulduğu gibi, ikide bir de yemek hazırlamak veya bulaşık yıkamak derdinden de kurtuluyor. Bu arada insan, bambaşka şeylerden kurtulduğu­nu da anlıyor. Psikolog Jurgen Von Scheidt, bu konuda şun­ları söylüyor:
“Özellikle kendini eşyaya bağımlı hissedenler için ba­ğımsızlık kazanmak, son derece kıymetlidir. Orucun verdi­ği bağımsızlık duyguları ile böyle bir hazineye sahip olmak mümkündür. Oruç ile esas problemleri bağımlılık olan bü­tün insanların, uyuşturucu madde müptelâlarının ve alko­liklerin psikoterapi yoluyla tedavi edilmeleri mümkün olu­yor.”
Dr. Hellmut Lützner, “Oruç Sayesinde Yeni Doğmuş Gi­bi” adlı kitabında, şu gerçekleri dile getiriyor:
“Oruçlunun hissettiği acıkma safhaları, aslında tedavi seanslarıdır. Bu safhalar, hastalıklı ve zararlı maddelerin dokulardan koparıldığı ve vücutta dolaştığı saatlerdir. Oruç sırasında bazı vücutlarda meydana gelen ağız ve ter kokuları, bu zararlı maddelerin vücuttan atılması sebebiy­ledir.”
Dr. Hellmut Lützner, şöyle devam ediyor: Oruç tutmanın verdiği zevki, sağlamış olduğu şu faydaları öğrendikten sonra, daha iyi tadabilirsiniz.
* Güçlü bir maneviyat.
* Kendi ruh dünyanıza ve vücudunuza karşı, gitgide artan bir alâka.
* Tasavvur ve hatırlama gücünde elde edilen artış.
* Kendinize olan güveninizin sağlanması ve kararların bü­yük bir soğukkanlılıkla alınabilmesi.
* Tad alma duygusunun güçlenmesi ve oruçtan sonra, çok daha sağlıklı bir beslenmenin elde edilmesi.
Bütün bu sayılan faydaların oruçla elde edilmesi, gerçekten hayret vericidir. Orucun ilk günlerinde ortaya çıkan güçlükler ise, basit bir yolla giderilir. Oruca başlanılan günlerde bol meyve yemek, midede kalan et parçalarının çürümesine mani olmakta, böylece mide bulantısı veya baş ağrısı gibi rahatsızlıklar da giderilmektedir.
Yazımızı Dr. Buchinger’in bir sözü ile noktalıyoruz. “Oruç, bıçağa gerek duyulmayan bir ameliyattır.”